Dragos Arkeolojik Kenti, Vakıf Üniversitesi Olmak Üzere
İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilmesi planlanan Tekel Cevizli Yerleşkesi’nin çok önemli bir özelliği de arkeolojik değere sahip bir alan olması. 70’li yıllarda yapılan kazılarda Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait hamam kalıntılarının ve başka önemli buluntuların çıkarıldığı yerleşkeyle ilgili Mimarlar Odası’ndan Aysel Durgun ve Esin Köymen sorularımızı cevapladı.
Cevizli Tekel alanının coğrafi yapısı nedir?
Aysel Durgun:
Doğal bir hava kanalıdır, boğazdır. Hava akımının oluştuğu bölgedir. Bölgedeki ağaçlarını oluşumu da bu hava akımından kaynaklanıyor. Denizden tepelere kadar ulaşan bir akım. Doğal rüzgâr sayesinde bölgede yelken sporunun yapıldığı yer var. En büyük tehlikelerden biri orada çok yüksek binaların yapılmasını öngören projeler ve bu projelerin o hava akımını engellemesi.
Bu bölgeyle ilgili sizi harekete geçiren şey ne oldu?
Aysel Durgun:
Basında çıkan haberler bizi tetikledi. Cevizli Tekel arazisinin üniversite olacağına dair haberleri gördük ilk olarak. Araştırdığımızda adının konduğunu öğrendik (Şehir Üniversitesi). Araziyle ilgili çeşitli problemler olduğunu da öğrendik. Dragos Doğayı Koruma Derneği’nin bu arazinin ekolojik ve arkeolojik yapısının incelenmesiyle ilgili başvuruları vardı zaten. Cevizli Tekel Alanının da içinde olduğu Dragos Bölgesi; İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “Doğal Sit Alanı” ilan edildi. Oradaki SİT planı üzerinden de ağaçların tescil edilmesi için başvuruda bulunuldu. Şimdi bu alanın bir vakıf üniversitesine peşkeş çekilmesi gündemde. Planlama süreci tamamlanmadığı halde “plan arkadan gelir” mantığıyla İstanbul Şehir Üniversitesi’nin projeleri yapıldı.
Aysel Durgun:
Evet edildi. Ama 2009 yılına kadar bu konuyla ilgili aktif bir girişimde bulunulmadı. O dönemin belediye yönetimi tarafından sümen altı edilmesine rağmen Anıtlar Genel Kurulu 2009 yılında ağaçların yaşları ve koordinatlarını tespit etti.
Bölgenin ekolojik değeri ve arazinin büyüklüğü nedir?
Esin Köymen:
Anıtlar Genel Kurulu tarafından tescil edilen 4100 tane ağaç var. Manolyadan çama, sedirden palmiyeye kadar pek çok türde ağacı kapsıyor bu sayı. Arazi toplamda 600 dönüm. Ama bunun bir kısmı yolun üst tarafında yer alıyor ve 25 yıllığına Meteoroloji ve Adliye’ye kiralanmış durumda. Onların tahsisiyle ilgili hukuki açıdan her hangi bir sorun söz konusu değil. Ama tabiî ki bu 25 yıl dolduğunda o binalar Tekel Müzesi olarak değerlendirilmeli diye düşünüyoruz. Yolun alt tarafında kalan ve asıl ele aldığımız kısmı ise 450 dönüm.
Bu alan için hareketiniz hangi noktada?
Esin Köymen:
Bu alanın Tekel’in borçlarına karşı hazineye devriyle ilgili Tek-Gıda İş’in Danıştay’a sunduğu bir dava vardı. Mahkeme de yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bundan sonra orada üniversite adına yapılacak her işlem yasa dışıdır. Yürütmeyi durdurmayla tahsis durdurulmuş oluyor. Hiçbir işlem yapılamaz. Mahkemenin durdurma kararını verdiği bir planı kurul uygulayamaz. Ama Tek-Gıda nedense davayı geri çekti. Danıştay da bu davayı bir kamu davası olarak kabullenerek yürütülmesine karar verdi.
Bundan sonra ne tür girişimlerde bulunacaksınız?
Aysel Durgun:
Dava sonuç değil. Dava süreci devam ederken yapılacaklar yapılıyor. Oldubittiye getiriliyor. Tahsisler, satmak, yeşil alanların binalaştırılması… Bu işin sonu yok. Öncelikli amacımız bölgedeki demokratik kitle örgütlerini harekete geçirmek ve halkı bilinçlendirmek. Kartal işçi bölgesi olduğu için bir eylemlilik mantığı zaten var. Ama nesillerin değişmesinden dolayı zayıfladı. Demokratik kitle örgütlerine çağrı yapıyoruz. Bunun için bir panel düzenledik. Bu arazi örgütler tarafından biliniyor. Bu bilinç söz konusu. Bunu kullanmak gerekiyor. Bir eylem hareketliliğine dönüştürülmesi lazım. Afişler yapmak, yerel basını kullanmak, evlere girmek lazım. Bu alana bölgenin ihtiyacı var. Öncelikle Tekel’in geçmişinden dolayı ihtiyacı var. Bir kere bölgenin adını alan bir sigarası var (Maltepe). Tekel’in en son ayak izleri de silinmeye çalışılıyor. Buna engel olmak lazım. İnsanlara bunu anlatmak gerekiyor. Bu bölge deprem tehlikesi altında. Halkın sığınacak, kaçacak, cesetlerini koyacak bile yerleri yok. İnsanların nefes alacakları alanları korumak için toplantılarımız, girişimlerimiz devam edecek.
Esin Köymen:
Bölgenin bir diğer önemi de arkeolojik alan olması. Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait hamam kalıntıları var. 1974-1977 yılları arasında Alpay Pasinli ve Cihat Soyhan tarafından yapılan kazı çalışmaları sonucunda, küçük ölçekli bir Bizans Hamamı ortaya çıkarıldı. Kazı sırasında; M. S. 6-7. yy ‘la ait amphora parçaları, damgalı tuğla ve çatı kiremitleri, kemeraltı başlıkları, mermer pencere parmaklığı, ve pencere camları bulunmuş. Hamam kalıntısının mutlaka devamı da olmalı. Tek başına yapılmış olamaz. Sonra su kanalları bulunmuş durumda. Bir saray kalıntısına eş değer kalıntılar olduğu düşünülüyor. Küçükyalı arkeolojik alanından buraya uzanan kalıntılar var muhtemelen. Küçükyalı’daki sarayla ilişkilendirme çok güçlü. Bu kıyı boyu bir sistem; zincirleme gidiyor olabilir. Yani buraya Dragos Arkeolojik Kenti de diyebiliriz. Küçük bir saraya ya da villaya ait olduğu düşünülen bu hamamla ilgili kazı çalışmalarının genişletilmesine karar verilmişken, maddi olanaksızlıklar nedeniyle kazı çalışmaları devam ettirilemedi.
İstanbul Şehir Üniversitesi
Gerçek bir “vakıf üniversitesi” olarak yola çıkan Şehir Üniversitesi, fiilî kuruluş çalışmalarına 2007 yılında başladı. Bilim ve Sanat Vakfı’nın akademik arayışının içinden doğan üniversite 31 Mayıs 2008 tarihinde “kamusal kimlik” kazandı. 1 Haziran 2008’de Tophane’deki irtibat ofisinde faaliyete başladı. Haziran ve Temmuz aylarında ise “İstanbul Şehir Üniversitesi Stratejik Planı”nın yazımı tamamlandı. Üniversite, bütün bunların yanında Mayıs 2009 tarihinden itibaren “İstanbul Şehir Üniversitesi Dragos Yerleşkesi” ile ilgili mimari çalışmaları yürütmeye başladı. Üniversitenin akademik yapısı şu isimlerden oluşuyor: Ahmet Davutoğlu, Fahri Aral, Bahattin Akşit, Elisabeth Özdalga, Halil Berktay, Orhan Tekelioğlu, Edibe Sözen, Fuat Keyman, Zafer Toprak, Mustafa İsen, Ersin Kalaycıoğlu, Mete Tunçay. Ayrıca üniversitenin mütevelli heyetinde Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk ile eski AKP milletvekili ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ulaştırma Danışmanı Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı da bulunuyor.
Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV)
Ülker grubuna ait Godiva’nın başına geçen Murat Ülker’in kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfı, kuruluş çalışmalarına 1986 yılında başladı. “Özgür ve hoşgörülü bir çalışma, araştırma ve tartışma ortamında; evrensel, ulusal ve mesleki bilgi ve düşüncelerin sorgulanması, yeniden üretilmesi, yaygınlaştırılması ve insanlık yararına uygulanması yolunda kesintisiz çaba harcamak. Bu çaba içindeki yetenekli bilim ve düşünce insanlarına katkıda bulunmak” amacıyla yola çıkan vakıf 1989 yılından itibaren burs ve seminer çalışmalarını başlattı. Vakfın yönetim kurulu başkanı iktidara yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesi eski yazarı Prof. Dr. Mustafa Özel. Özel’den önce ise vakfın başkanlığını Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yapıyordu.